Ceza hukuku, suç şüphesiyle başlayan soruşturma aşamasından kovuşturma sürecine, mahkeme kararlarından kanun yollarına kadar farklı aşamaları kapsayan bir hukuk alanıdır. İstanbul ve Ankara'da yürütülen ceza soruşturmaları ve ceza davaları bakımından olayın niteliği, mevcut deliller, şüpheli veya sanığın hukuki durumu ve uygulanacak mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.
İstanbul Ceza Avukatı ve Ankara Ceza Avukatı ifadeleri, ceza hukuku kapsamında hukuki bilgi arayan kişilerin kullandığı yerel arama terimleri arasındadır. Bunun yanında criminal lawyer Istanbul, criminal lawyer Ankara, criminal defense lawyer Turkey, criminal proceedings in Türkiye ve criminal case lawyer gibi İngilizce ifadelerle de araştırma yapılmaktadır.
Ceza hukuku süreçlerinde her dosyanın kendine özgü koşulları bulunur. Bir olayda uygulanabilecek hukuki değerlendirme, başka bir dosyada aynı şekilde sonuç doğurmayabilir. Bu nedenle ceza soruşturması, ifade verme, gözaltı, tutuklama, adli kontrol, iddianame, ceza davası ve kanun yolları gibi konuların ilgili mevzuat çerçevesinde ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
İstanbul, farklı nitelikteki ceza soruşturmalarının ve yargılamalarının yürütüldüğü büyük bir adli merkezdir. Ceza hukuku kapsamında değerlendirilen olaylar; kişinin şüpheli, sanık, mağdur, müşteki veya katılan sıfatıyla yer aldığı farklı süreçleri içerebilir.
İstanbul Ceza Avukatı araması yapan kişiler, çoğunlukla bir soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü, ifade sırasında hangi haklara sahip olduklarını, gözaltı veya tutuklama kararlarının ne anlama geldiğini ya da devam eden bir ceza davasında hangi usul hükümlerinin uygulanacağını öğrenmek isteyebilir.
Ceza muhakemesi sürecinde yalnızca isnat edilen fiilin adı değil, olayın oluş şekli, delillerin niteliği, ifadeler, bilirkişi incelemeleri, dijital kayıtlar ve diğer dosya belgeleri de önem taşır. Hukuki değerlendirme, dosyada mevcut bilgi ve belgeler üzerinden yapılmalıdır.
İstanbul'da yürütülen bir ceza soruşturmasında kolluk birimleri, Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemeler farklı aşamalarda rol alabilir. Hangi makamın görevli olduğu ve hangi usulün uygulanacağı, olayın niteliğine ve soruşturmanın bulunduğu aşamaya göre belirlenir.
Ankara'da yürütülen ceza soruşturmaları da Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili özel mevzuat çerçevesinde değerlendirilir. Soruşturmanın konusu, görevli adli makam, delillerin toplanma biçimi ve ilgili kişilerin usulî sıfatları, dosyanın hukuki çerçevesini belirleyen unsurlardandır.
Ankara Ceza Avukatı araması yapan kişiler; ifade verme, savunma hakkı, gözaltı işlemleri, tutuklama, adli kontrol, ceza davasının açılması ve mahkeme kararlarına karşı başvuru yolları hakkında bilgi arıyor olabilir.
Ankara'daki bir soruşturmanın değerlendirilmesinde de olayın yalnızca kısa bir anlatımına dayanılması yeterli değildir. İsnadın içeriği, dosyadaki deliller, mevcut kararlar ve soruşturmanın hangi aşamada bulunduğu birlikte ele alınmalıdır.
İstanbul ve Ankara'daki ceza yargılamaları aynı temel ceza muhakemesi mevzuatına tabi olmakla birlikte her dosyanın görevli mahkemesi, soruşturma makamı ve usulî durumu farklı olabilir. Bu nedenle yalnızca şehir adı üzerinden hukuki sonuç çıkarmak doğru değildir.
Ceza soruşturması, bir suç işlendiği izlenimini veren bir durumun öğrenilmesinden sonra yetkili makamlar tarafından yürütülen araştırma sürecidir. Bu aşamada olayın açıklığa kavuşturulması, delillerin toplanması ve kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi amaçlanır.
Ceza soruşturması sırasında şüpheli, mağdur, müşteki veya tanık gibi farklı usulî sıfatlarla işlem yapılabilir. Bu sıfatların her biri farklı hak ve yükümlülükler doğurabilir.
Bir ceza soruşturması kapsamında şu işlemler gündeme gelebilir:
İfade alınması veya sorgu yapılması.
Tanıkların dinlenmesi.
Kamera kayıtlarının ve dijital verilerin incelenmesi.
Bilirkişi raporu alınması.
Arama ve el koyma tedbirlerinin uygulanması.
Yakalama veya gözaltı işlemleri.
Tutuklama ya da adli kontrol tedbirlerinin değerlendirilmesi.
Soruşturmanın sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi veya iddianame düzenlenmesi.
Bu işlemlerin her biri farklı yasal koşullara tabidir. Bir tedbirin uygulanmış olması, tek başına suçun işlendiğini veya kişinin mahkûm edileceğini göstermez.
İfade verme, ceza soruşturmasının önemli aşamalarından biridir. Kişinin hangi sıfatla dinlendiği, kendisine yöneltilen isnadın kapsamı ve işlem sırasında sahip olduğu haklar, ifadenin hukuki çerçevesini belirler.
Şüpheli sıfatıyla ifade veren kişi bakımından isnadı öğrenme, susma hakkı ve müdafi yardımından yararlanma gibi güvenceler önem taşır. Somut olayın niteliğine göre ifadenin alınma koşulları ve tutanağın içeriği de incelenmelidir.
İstanbul veya Ankara'da yürütülen bir ceza soruşturmasında ifade tutanağı, soruşturma dosyasındaki diğer belgelerle birlikte değerlendirilmelidir. Tutanakta yer alan ifadelerin doğruluğu, eksik veya yanlış kaydedilen hususlar ve işlem sırasında uyulması gereken usul kuralları önem taşıyabilir.
İfade verme sürecine ilişkin hukuki değerlendirmede, kişinin dosyada hangi sıfatla yer aldığı ve hangi işlemin yapılacağı belirleyicidir. Tanık olarak dinlenme ile şüpheli sıfatıyla ifade verme aynı usulî durum değildir.
Gözaltı, ceza muhakemesi kapsamında belirli yasal koşulların bulunması halinde uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Yakalama, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılması gibi işlemler kanunda düzenlenen şartlara tabidir.
Gözaltına alınan kişinin hangi nedenle yakalandığı, işlemin hangi makam tarafından yürütüldüğü, gözaltı kararının dayanağı ve kanuni süreler bakımından mevcut durum önem taşır.
Gözaltı süreci ile tutuklama birbirinden farklıdır. Gözaltı, soruşturma kapsamında uygulanan bir tedbirken tutuklama hâkim veya mahkeme tarafından verilen ayrı bir karara dayanır. Bu iki kavramın birbirinin yerine kullanılması hukuki durumun yanlış anlaşılmasına neden olabilir.
İstanbul Ceza Avukatı veya Ankara Ceza Avukatı araması yapan kişiler açısından gözaltı işleminin hukuki niteliği, kişinin dosyadaki sıfatı ve işlem sırasında sahip olduğu haklar temel inceleme başlıkları arasındadır.
Tutuklama, kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen bir koruma tedbiridir. Türk ceza muhakemesi sisteminde tutuklama, kanuni koşulların değerlendirilmesi sonucunda hâkim veya mahkeme tarafından kararlaştırılabilir.
Tutuklama değerlendirmesinde kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, kanunda belirtilen tutuklama nedenleri ve ölçülülük ilkesi gibi unsurlar önem taşır. Ayrıca isnat edilen suçun niteliği ve dosyanın özellikleri de ilgili mevzuat kapsamında ele alınır.
Bir kişi hakkında tutuklama kararı verilmiş olması, ceza yargılamasının sonunda mutlaka mahkûmiyet kararı verileceği anlamına gelmez. Tutuklama, mahkûmiyet hükmünden farklı bir hukuki kurumdur.
Tutuklama kararının incelenmesi, kararda belirtilen gerekçeler ve dosyanın mevcut durumu üzerinden yapılmalıdır. Tutukluluk durumunun devamına ilişkin değerlendirmeler de ilgili kanuni düzenlemelere ve yargısal kararlara tabidir.
Adli kontrol, kanunda belirtilen koşullar altında tutuklamaya alternatif olarak uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Yurt dışına çıkış yasağı, belirli yerlere başvurma yükümlülüğü veya kanunda düzenlenen diğer yükümlülükler adli kontrol kapsamında gündeme gelebilir.
Hangi adli kontrol tedbirinin uygulanabileceği, somut olayın özelliklerine ve yetkili makamın değerlendirmesine bağlıdır. Bir dosyada belirli bir tedbirin uygulanmış olması, başka bir dosyada aynı tedbirin uygulanacağı anlamına gelmez.
Adli kontrol kararının kapsamı, yükümlülüklerin içeriği, kararın dayanağı ve bu karara karşı kullanılabilecek başvuru yolları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Ceza davası süreci genel olarak soruşturma ve kovuşturma aşamalarından oluşur. Soruşturma sonunda yeterli şüphe bulunduğu değerlendirildiğinde iddianame düzenlenebilir. İddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle kovuşturma aşaması başlar.
Kovuşturma sırasında mahkeme, dosyadaki delilleri ve tarafların açıklamalarını ilgili usul hükümleri çerçevesinde değerlendirir. Gerekli görüldüğünde tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi, ek delil toplanması veya başka usul işlemleri gündeme gelebilir.
Ceza davasının süresi; dosyanın kapsamı, delil durumu, tanıkların dinlenmesi, bilirkişi incelemeleri, mahkemenin iş yükü ve diğer usulî işlemler gibi birçok etkene bağlıdır. Bu nedenle herhangi bir ceza davasının belirli bir tarihte sonuçlanacağı konusunda önceden kesin bir süre belirtilemez.
İstanbul ve Ankara'da görülen ceza davalarında da yargılamanın ilerleyişi, dosyanın kendine özgü koşullarına göre değişebilir.
Ceza muhakemesinde deliller, olayın aydınlatılması ve isnadın değerlendirilmesi bakımından temel öneme sahiptir. Delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi, güvenilirliği ve diğer dosya unsurlarıyla ilişkisi hukuki incelemenin parçalarıdır.
Dosyanın niteliğine göre şu tür deliller gündeme gelebilir:
Tanık anlatımları.
Kamera görüntüleri.
Telefon ve diğer dijital kayıtlar.
Mesajlaşma içerikleri.
Adli raporlar.
Bilirkişi incelemeleri.
Belge ve yazışmalar.
Olay yeri inceleme bulguları.
Diğer hukuka uygun deliller.
Her delilin anlamı, dosyanın bütünü içerisinde değerlendirilmelidir. Tek bir belge veya ifade, diğer delillerden bağımsız şekilde ele alındığında olayın tamamını yansıtmayabilir.
Delillerin hukuka uygunluğu konusunda ortaya çıkan sorunlar da somut olayın özelliklerine ve ilgili mevzuata göre değerlendirilir.
İstanbul'da ceza yargılamaları, isnat edilen suçun niteliğine ve kanuni görev kurallarına göre görevli mahkemelerde yürütülür. Dosyanın hangi mahkemede görüleceği yalnızca olayın İstanbul'da gerçekleşmiş olmasına bağlı değildir; görev ve yetki kuralları birlikte dikkate alınır.
Ceza yargılamalarında asliye ceza mahkemeleri ve ağır ceza mahkemeleri başta olmak üzere, ilgili mevzuatta belirlenen görevli yargı mercileri rol oynayabilir. Bazı suçlar için özel görev kuralları da bulunabilir.
Bu nedenle İstanbul'daki bir ceza dosyasının hukuki değerlendirmesinde dosyanın esas numarası, mahkeme bilgileri, isnat edilen suç ve yargılamanın bulunduğu aşama önem taşır.
Ankara'da yürütülen ceza yargılamalarında da görevli mahkemenin belirlenmesi, soruşturma dosyasının incelenmesi ve usul hükümlerinin uygulanması önemlidir.
Ankara'da bulunan bir mahkemede görülen dosyanın değerlendirilmesinde isnat edilen fiil, deliller, iddianame, savunma ve mahkemenin ara kararları dikkate alınır. Soruşturma aşamasındaki işlemler ile mahkeme aşamasındaki işlemler farklı usul kurallarına tabi olabilir.
Ceza yargılamasının hangi aşamada bulunduğu belirlenmeden, dosyada hangi başvurunun yapılabileceği veya hangi işlemin gerekli olduğu konusunda kesin bir değerlendirmeye ulaşmak mümkün olmayabilir.
Ceza yargılamasında verilen kararların niteliğine göre kanun yollarına başvurulması gündeme gelebilir. İstinaf ve temyiz, ilgili kanuni koşulların bulunduğu hallerde değerlendirilebilen başvuru yollarıdır. Bununla birlikte her karar bakımından aynı kanun yolunun açık olduğu varsayılamaz.
Kararın türü, gerekçesi, tebliğ veya öğrenilme tarihi ve kanunda öngörülen süreler önem taşır. Başvuru süresinin başlangıcı ve uygulanacak usul, kararın niteliğine ve ilgili mevzuata göre belirlenmelidir.
Kanun yolu incelemesinde yalnızca kararın sonucu değil, gerekçesi, delillerin değerlendirilmesi ve usul hükümlerinin uygulanması da önem taşıyabilir.
Ceza hukuku çok sayıda farklı suç tipini ve usul sorununu kapsar. İstanbul Ceza Avukatı ve Ankara Ceza Avukatı aramalarında araştırılan konular arasında aşağıdaki başlıklar yer alabilir:
Ceza soruşturması ve savunma: Soruşturmanın kapsamı, ifade işlemleri, deliller ve şüphelinin usulî hakları.
Gözaltı ve yakalama: Yakalama işleminin koşulları, gözaltı süreci ve ilgili hukuki güvenceler.
Tutuklama ve adli kontrol: Koruma tedbirlerinin yasal koşulları, gerekçeleri ve mevcut başvuru yolları.
Hakaret ve tehdit suçları: İsnat edilen fiilin unsurları, deliller ve olayın gerçekleşme biçimi.
Dolandırıcılık suçları: Olayın özellikleri, iddia edilen hileli davranışlar, zarar ve delil durumu.
Hırsızlık ve mala karşı suçlar: Fiilin niteliği, olay yeri bulguları, tanıklar ve diğer deliller.
Yaralama suçları: Adli raporlar, olayın oluş şekli ve ilgili ceza hukuku hükümleri.
Uyuşturucu suçları: Arama ve el koyma işlemleri, deliller, raporlar ve isnat edilen fiilin niteliği.
Bilişim suçları: Dijital veriler, elektronik kayıtlar, hesap hareketleri ve teknik incelemeler.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar: İsnadın niteliği, delillerin değerlendirilmesi ve ceza muhakemesi güvenceleri.
Ekonomik ve malvarlığına ilişkin suçlar: Belgeler, ticari kayıtlar, mali incelemeler ve diğer deliller.
Bu başlıkların her biri farklı maddi ve usulî unsurlar içerir. Bir suç adı üzerinden, somut dosyanın belgeleri incelenmeden hukuki sonuç çıkarılmamalıdır.
Ceza soruşturmalarında yalnızca şüpheli veya sanığın durumu değil, mağdur ve müştekinin hakları da önemlidir. Suçtan zarar gördüğünü düşünen kişi, ilgili usul hükümleri çerçevesinde şikâyette bulunabilir ve soruşturma sürecinde kanunun tanıdığı haklardan yararlanabilir.
Mağdur veya müştekinin dosyadaki sıfatı, soruşturmanın aşaması ve ilgili suç bakımından şikâyet koşullarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Şikâyete bağlı suçlar ile resen soruşturulan suçlar arasında hukuki farklılıklar vardır.
Şikâyet süresi, uzlaştırma, delillerin sunulması ve kovuşturma sürecine katılma gibi konular olayın niteliğine göre önem kazanabilir. Bu nedenle her ceza dosyasının aynı usule tabi olduğu varsayılmamalıdır.
Ceza soruşturması ve kovuşturmasında farklı işlemler için farklı süreler öngörülmüş olabilir. Şikâyet süresi, itiraz, istinaf, temyiz ve diğer başvuruların süreleri aynı değildir.
Sürenin başlangıcı; işlemin türüne, kararın tebliğine veya öğrenilmesine ve ilgili kanuni düzenlemeye göre değişebilir. Bu nedenle bir ceza dosyasında süre hesabı yapılırken yalnızca karar tarihi esas alınmamalı, ilgili usul hükümleri ve tebligat belgeleri birlikte incelenmelidir.
Sürelerin kaçırılması bazı başvuru imkânlarını etkileyebileceğinden, somut dosyadaki kararların ve tebligatların kontrol edilmesi önemlidir. Bununla birlikte her dosya için geçerli tek bir süre bulunduğu söylenemez.
İnternet üzerinden yapılan ceza avukatı aramaları, kişilerin ceza muhakemesi hakkında genel bilgi edinmesine yardımcı olabilir. Ancak genel içerikler, somut bir dosyanın bütün özelliklerini veya güncel adli kayıtlarını içermez.
İstanbul Ceza Avukatı, Ankara Ceza Avukatı, criminal lawyer Istanbul ve criminal lawyer Ankara gibi arama ifadeleri farklı hukuki ihtiyaçlara işaret edebilir. Bu nedenle aranan bilginin ifade verme, gözaltı, tutuklama, ceza davası, mağdur hakları veya kanun yollarından hangisiyle ilgili olduğunun belirlenmesi gerekir.
Ceza hukukunda hukuki değerlendirme, olayın özeti kadar dosyanın belgelerine, mevcut kararlara ve uygulanacak mevzuata da dayanır. Bir internet yazısı, bu incelemenin yerine geçmez.
Savunma hakkı, ceza muhakemesinin temel güvencelerinden biridir. Şüpheli ve sanığın kendisine yöneltilen isnadı öğrenmesi, açıklama yapması, müdafi yardımından yararlanması ve kanunun tanıdığı diğer usul haklarını kullanması, yargılamanın hukuka uygun yürütülmesi bakımından önemlidir.
Savunmanın içeriği, isnat edilen fiil ve dosyadaki deliller dikkate alınarak belirlenir. Her dosyada aynı savunma yaklaşımının uygulanması mümkün değildir. Olayın oluş biçimi, ifadeler, belgeler ve diğer delillerin bir arada değerlendirilmesi gerekir.
Savunma hakkının kullanılması, tek başına belirli bir kararın verileceği anlamına gelmez. Yargı makamlarının değerlendirmesi, ilgili mevzuat ve dosyanın bütününe göre yapılır.
İstanbul ve Ankara'daki ceza davalarında hukuki değerlendirme yapılırken dosyanın hangi aşamada olduğu belirlenmelidir. Soruşturma aşamasındaki bir dosya ile iddianamenin kabul edildiği ve kovuşturmanın başladığı bir dosyanın usulî ihtiyaçları farklı olabilir.
Benzer şekilde, tutuklama kararına ilişkin inceleme ile mahkûmiyet hükmüne karşı kanun yolu başvurusu aynı işlem değildir. Her biri farklı hukuki koşullara ve usul kurallarına tabidir.
Bu nedenle ceza soruşturması veya ceza davası hakkında bilgi edinilirken şu belgeler önem taşıyabilir:
İfade ve sorgu tutanakları.
Yakalama veya gözaltı belgeleri.
Tutuklama veya adli kontrol kararları.
İddianame ve mahkeme kararları.
Tebligat belgeleri.
Bilirkişi raporları ve diğer deliller.
Daha önce yapılmış başvurular ve bunlara ilişkin kararlar.
Belgelerin kapsamı ve önemi, somut olayın niteliğine göre değişebilir.
İstanbul ve Ankara'da yürütülen ceza soruşturmaları ve ceza davaları; ifade verme, gözaltı, tutuklama, adli kontrol, delillerin değerlendirilmesi, mahkeme yargılaması ve kanun yolları gibi farklı aşamaları içerebilir.
İstanbul Ceza Avukatı, Ankara Ceza Avukatı, criminal lawyer Istanbul, criminal lawyer Ankara, criminal defense lawyer Turkey, ceza soruşturması, ceza davası, tutuklama, adli kontrol ve ceza muhakemesi gibi terimler, ceza hukuku hakkında araştırma yapan kişilerin karşılaşabileceği kavramlar arasındadır.
Her ceza dosyasının kendine özgü koşulları bulunduğundan, hukuki değerlendirmede olayın niteliği, mevcut belgeler, kararlar, usulî sıfatlar ve ilgili mevzuat birlikte ele alınmalıdır. Genel bilgilendirme içerikleri, somut olaya özgü hukuki incelemenin yerine geçmez.
İstanbul CEZA AVUKATI MAKALESİ
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU'NDA YAKALAMA VE GÖZALTI USULÜ
Toplumun olduğu her yerde hukuk kuralları mevcuttur. Hukuk, halkın genel iradesinin bir yansımasıdır . Ceza hukuku ise toplumun güvenliğini, özgürlüğünü, ilerlemesini sağlamak ve pekiştirmek için yapma ya da yapmama eylemi olarak toplum iradesinin devlet aracılığıyla tezahür etmesinden oluşur. Çalışmanın konusunu oluşturan “yakalama ve gözaltı” kavramları koruma tedbiri olduklarından, ceza muhakemesi kurumlarıdır. Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yakalama kavramının tanımı bulunmamaktadır. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği (YGAİY) Madde 4’te; “Kamu güvenliğine, kamu düzenine veya kişinin vücut veya hayatına yönelik var olan bir tehlikenin giderilmesi için denetim altına alınması gereken veya suç işlediği yönünde hakkında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan kişinin gözaltına veya muhafaza altına alma işlemlerinden önce özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınmasını, ifade eder.” biçiminde tanımlanmaktadır. Yakalama kavram olarak bir hakimin kararı olmadan kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Gözaltı ise tutuklunun nezarethanede tutulması halini ifade etmektedir. CMK Madde 91’de gözaltı; tedbirin alınmasına ilişkin soruşturma açısından zorunlu olması ve kişinin suç işlediğine dair şüpheye işaret eden delillerin bulunması durumunda belirli bir süre için özgürlüğü sınırlayan bir koruma tedbiridir. Bu önlemler, oldukça hassastır çünkü insan hak ve özgürlüklerini kısıtlarlar. Dolayısıyla demokratik toplumsal düzeni ancak olası hak ihlallerini önleyerek sürdürmek, insan haklarına saygılı yasal düzenlemeleri ele almak, evrensel ilkelere ve uluslararası hukuka uymak ve nihayet mevcut hukuk kurallarını tüm insanlara uygulamak mümkündür . Kural olarak kişinin hak ve özgürlükleri üzerinde yapılacak kısıtlamalar hakim güvencesine tabi tutulmalı ve hakim kararı alınmadan bu tür kısıtlamalar uygulanmamalıdır. Ancak yakalama ve gözaltı koruma tedbirlerininin uygulanması için bilhassa bir hakimin kararı bekleniyorsa bu durumda bunlarla istenilen hedeflere ulaşmak söz konusu olmayacağı gibi, ceza muhakemesinin genel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmak da mümkün olmayacaktır. Bu nedenle tutuklama ve gözaltı, kanunda öngörülen belirli şartların varlığında hakim kararı alınmadan kolluk kuvvetleri ve kolluk görevlisi dışında kişiler tarafından da gerçekleştirilebilecek koruma önlemleridir.
“Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Yakalama ve Gözaltı Usulü” isimli bu çalışmada önce, yakalama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yakalama ve gözaltı usulü, ve gözaltı ile ilgili genel ve hukuksal tanımlar verilmiş, ardından Ceza Muhakemesi Kanunu’yla ilgili genel bilgilere yer verilmiş, ardından birer koruma tedbiri olan yakalama ve gözaltı kurumları; koruma tedbiri, koşulları, yakalamanın mümkün olmadığı durumlar, birtakım özel yakalama durumları ve yakalamanın gerçekleştirilmesi üzerinde durulduktan sonra, CMK’da gözaltı usulü, gözaltına alma koruma tedbirinin koşulları, gözaltına alınan kimsenin hakları, gözaltı süreleri, gözaltına alınan kişinin hakim karşısına çıkarılması, yakalama ve gözaltıyla ilgili hakime başvurabilmesi benzeri başlıklar üzerinde durulacak, nihayetinde yakalama ve gözaltı denetimi suretiyle çalışma tamamlanacaktır.
Yakalama ve gözaltına alma koruma tedbirleri kural olarak kişi özgürlüğünün hakim kararı olmaksızın kısıtlanmasıdır. 5271 sayılı CMK’nın 90 ve devamında gelen maddelerinde yer alan yakalama, Kanunda öngörülen şartların yerine getirilmesi halinde kişinin özgürlüğünün hakim kararı olmaksızın herhangi biri veya kolluk kuvvetleri tarafından kısıtlanabileceğini ifade eder. 5271 Sayılı CMK, yakalama kurumunu herkes tarafından gerçekleştirilebilecek ve kolluk kuvvetleri tarafından yapılabilecek yakalama ayrımına göre düzenlemiş ve şartlarını belirlemiştir. Tutuklamanın herkes tarafından gerçekleştirilebilmesi, 1) kişinin suç işlerken denk gelinmesi veya 2) suçüstü bir eylem nedeniyle takip edilen kişinin kaçma durumunun olması ya da kimliğinin derhal tespit edilme olasılığı bulunmaması durumlarından birisinin gerçekleşmesi ve eğer şikayete ilişkin bir suç mevcutsa o zaman şikayet ile ilgili olarak, çocuklara, bedenleri veya zayıflıkları nedeniyle kendilerini kontrol edemeyenlere karşı işlenen suçüstü hal dışında şikayet koşulunun yerine getirilmesi gerekir. Kolluk, herkesin yakalama yetkisinin bulunduğu durumlarda yakalama yetkisine sahip olduğu gibi; özel olarak tutuklama kararı veya yakalama emrinin düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde; Cumhuriyet Savcısına veya amirlerine derhal başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptir .
Gözaltı, tutuklandıktan sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılmayan bir kişinin, Kanunda belirtilen şartların varlığında, gözaltı kapsamında yürütülecek soruşturma süreci tamamlanıncaya ve kanunda belirtilen sürelerin sonuna değin özgürlüğünün Cumhuriyet Savcısının kararı ile kısıtlanmasıdır. CMK, tutuklanan kişinin kolluk tarafından kendiliğinden tutuklanmasını kabul etmemekte ve bu konuda karar alma yetkisini Cumhuriyet Savcısına bırakmaktadır. CMK, tutukluluğu, tutuklanan kişinin hukuki statüsü olarak değil, kendine özgü koşullarıyla farklı bir koruma önlemi olarak düzenlemiştir. Buna göre tutuklanan kişinin gözaltına alınabilmesi için 1) soruşturma açısından tutukluluğun zorunlu olması, 2) kişinin suç işlediğini düşündürebilecek işaretlerin varlığı gerekmektedir. CMK gözaltı süresini, yakalanan kişinin yakalandığı yere en yakın hakim önüne çıkarılması için zorunlu süre hariç yakalandığı andan itibaren 24 saat olarak belirlemiştir. Kişilerin toplu olarak işlediği suçlarda ise, delillerin toplanmasında yaşanabilecek olası güçlük veya şüpheli kişi sayısının çokluğu sebebiyle, Cumhuriyet Savcısı gözaltı süresini her defasında bir günü geçmemek üzere üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir . CMK, 141 vd. maddelerinde ayrıca kanuna aykırı yakalama durumlarında tazminat talep etme ve bununla birlikte talebin karar sürecini de düzenlemiştir.
İstanbul AVUKAT CMK AVUKATININ GÖREV VE SORUMLULUKLARI
CMK avukatlığı van avukat olarak aslen bir “müdafi” olarak görevlendirilmedir. CMK görevlendirmesi alan avukat bu durumdan sonra cezalandırma ve sorgu sürecinde olan kişinin müdafisidir. CMK avukatının temel olarak uygulaması gereken görev ve sorumlulukları aşağıda belirtildiği gibidir :
1. Öncelikle savunma görevlisi olarak atandığınız kişi ile kimsenin duymayacağı özel bir ortamda mutlaka yüz yüze görüşme sağlanmalıdır.
2. Müdafiisi olduğunuz kişinin ifadesini alma sürecini takip etmeli ve sonuçlandırmalısınız.
3. Emniyete gitmiş iseniz emniyette bulunan gözaltı defteri kayıtlarını incelemeniz gerekir.
4. Savunduğunuz kişiye kesinlikle şu soruları yöneltmelisiniz; Ne zaman gözaltına alındınız?, Yakınlarınız haberdar edildi mi? Sizi buraya getirirken kolluk kuvvetleri tarafından size herhangi bir belge imzalatıldı mı? Nerede ve nasıl yakalandınız? Yakalanmanızın ardından hangi koşullar altında emniyete getirildiniz? Yakalandığınız süreçte veya sonrasında herhangi bir kötü muameleyle karşı karşıya kaldınız mı? Van avukat olarak yönelttiğiniz bu sorular sonucunda kritik bir yanıt almışsanız bir tutanak veya şerh uygulamasına mutlaka gitmelisiniz. Delillendirme sürecine de sahip çıkınız.
5. Savunduğunuz kişi savcılık tarafından serbest bırakılırsa kişinin savcılıktan ayrılma sürecine kadar ona eşlik edin. Kişiyi kolluk kuvvetlerine teslim etmeyin.
6. Mutlaka adli tıp raporunu detaylı olarak inceleyin. Savunduğunuz kişide eğer gözle görülür yara veya saldırı izleri varsa savcının karşısında adli tıp raporuna itirazda bulunun. İtiraz beyanınızı kesinlikle tutanağa geçirtin. Adli Tıp Raporunun tekrar alınmasını sağlayın ve bundan emin olun. Bu olayı şüpheli kişinin de onayıyla bir yazı ile ilgili baro insan hakları veya çocuk hakları komisyonuna bildirin.
7. Bir şüpheli tutuklanma talebiyle sorgu mahkemesine gönderildiğinde kolluk kuvvetlerinin duruşma salonuna girmesini engellemelisiniz.
8. Şüpheli kişiye yüklenen fakat şüpheli tarafından reddedilen fiillerin yer aldığı yer gösterme tutanaklarına itiraz etmelisiniz.
9. Mahkeme aşamasında bir CMK görevlendirmesi aldıysanız bu görev tüm yargı yollarının kullanılarak karar kesinleşene kadar devam edecektir. Bu nedenle açık bırakılan yasal yolları kullanmalısınız.
10. 18 yaşın altındaki bir çocuğu savunma görevini aldıysanız dikkat edilmesi gereken bazı konular vardır. Her şeyden önce çocuğun ifadesi kolluk kuvvetleri tarafından alınamaz. Böyle bir girişimi mutlaka engellemelisiniz. Kolluk kuvvetleri tarafından zorunlu bir ifade talep edilirse, çocuğa susma hakkını kullanmasını söylemelisiniz. Ve söz konusu durumu nöbetçi savcıya bildirmelisiniz.
11. Bir müdafii olarak 5271 sayılı CMK kanunu’na hakim olmanız önerilir. Bu kanundan doğan sorumluluk ve görevleriniz her zaman devam edecektir.
12. Tüm bu görevlerinize ek olarak diğer kanunlardan ve bilhassa İstanbul avukat olarak Avukatlık Kanunu’ndan doğan mesleki görevlerinizi de aksatmamanız gerekir.
İstanbul AVUKAT CMK AVUKATININ SORUŞTURMA AŞAMASINDA GÖREVLERİ
Soruşturma aşamasında yapılan görevlerde ilk ifade yeri ağırlıklı olarak karakollardır. Ancak doğrudan savcılıkta ifadeye veya sulh ceza hakimliğinde sorguya katılmanız için görevlendirme gelmesi de elbette mümkündür.
1. Emniyet (Polis Merkezi)
İstanbul avukat olarak Polis merkezine gidildiğinde öncelikle şüphelinin dosyası incelenir. Bu dosyada şüpheli hakkında neden soruşturma başlatıldığı, elde edilen deliller, şahitlerin beyanları varsa, olay yeri tespit kayıtları gibi sizin olayı anlamanızı sağlayacak bilgiler bulunur. Bu esnada van ceza avukatın yanında bir TCK bulundurması önemlidir. Ardından van avukat müvekkiliyle görüşür. Çoğu polis merkezinde “avukat görüşme odası” bulunur. Burada müvekkilinizle görüştükten sonra hazır olduğunuzda polislerin önünde ifadeye geçilir. Müvekkille görüşmede Van avukat olarak suç konusu olay dışında sormanız gerekenler avukat gelene kadar işkence görüp görmediği, yemek-su vb. temel ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı, ailesine bilgi verilip verilmediği gibi konulardır. Bunun dışında susma hakkına sahip olduğu da bildirmeniz gerekenler arasında. Şüpheli susma hakkını kullanmayacaksa avukatın da bulundupu bir odada polisler tarafından ifadesi alınır ve tutanağa geçirilir.
Eğer şüpheli çocuk ise ifadesi polis merkezinde alınmaz, savcılıkta alınır. Bir suça sürüklenen çocuk (şüpheli çocuğun kanundaki karşılığı) için Van avukat olarak polis merkezine davet edilmişse yapılacak şey çocukla görüşmek ve kimlik tespit tutanağını imzalamaktır. Olağan akış içinde van avukat müvekkiliyle görüştükten sonra şüpheli savcılığa sevk edilir.
2. Adım: Savcılık
Şüpheli savcılığa getirildiğinde, polisler dosyasını savcıya verir ve van avukat sıraya girer. Sıra geldiğinde, Van avukat olarak şüpheliyle beraber savcının odasına girer ve burada ifadeye katışır. Savcı, şüphelinin ifadesini aldıktan sonra van ceza avukata beyanını sorar. Somut olaya göre avukat savcıdan müvekkilinin serbest bırakılmasını veya adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını vb. talep edebilir. Savcı, dosyayı inceleyip kişinin ifadesinin ardından bir karar verir. Verilen bu karar serbest bırakılma veya adli kontrol hükümlerinin uygulanması olabileceği gibi, şüphelinin tutuklanmasının daha uygun olacağı yönünde de olabilir. Eğer savcı, şüphelinin tutuklanması gerektiği kanaatindeyse (savcıların tutuklama kararı verme yetkisi bulunmadığından) dosyayı sulh ceza hakimliğine gönderir.
3. Adım: Sulh Ceza Hakimliği
Savcının kararı üzerine polis ve şüpheli ile beraber sulh ceza hakimliğine gider, sıraya girersiniz. Van Avukat sıra geldiğinde duruşmaya girer, şüphelinin sorgusundan sonra beyanlarını sunar. Bu sorgulama sonunda hakim, savcıyla eş fikirde olup tutuklama emri çıkarabileceği gibi şüphelinin serbest bırakılması ya da adli kontrol hükümlerinin uygulanması kararını da verebilir.
Sulh ceza hakiminin verdiği kararla beraber soruşturma aşaması tamamlanmış olur ancak hakim şüphelinin tutuklanmasına karar verirse geride son bir görev kalır: tutuklama kararına itiraz edilmesi. Söz konusu itiraz karardan itibaren 7 gün içinde yapılmalıdır. Van Avukat bu itirazı yapmadığı takdirde görev suçu işlemiş olur ve şikayet halinde baro tarafından hakkında soruşturma açılabilir.
Görüldüğü gibi soruşturma aşamasında emniyet, savcılık ve ardından sulh ceza hakimliği şeklinde üç kurum vardır. Her dosya için bu üç aşama zorunlu olarak bulunmaz elbette. Bazen savcı talimatıyla bir kimse hakkında emniyette ifade alınır ve kişi savcılığa sevk edilmez. İstanbul ceza avukatı görevi bu aşamada biter. Veya kişi yakalanır, emniyet müdürlüğündeki ifadesinin ardından savcılığa sevk edilir ve savcı adli kontrol kararı verirse veya kişiyi serbest bırakırsa yine sulh ceza hakimliği aşaması olmaksızın süreç tamamlanmış olur ve van ceza avukatının görevi sona erer.
YAKALAMA
Yakalama, ceza muhakemesinin seyrini sağlayabilmek, kişiyi muhakeme esnasında hazır bulundurmak ve delil elde etmek adına suç şüphesi atındaki kişinin, özgürlüğünden geçici olarak ve buna ilaveten hakim kararı olmaksızın alıkonulmasıdır . Söz konusu durumda yakalama kurumu, gerek Anayasal anlamda gerekse AİHS ve CMK kapsamında güvence altına alınan kişinin hürriyet ve güvenlik hakkının kısıtlanabileceği ayrı bir durumdur. Anayasa’nın 19. maddesinin 3. Fıkrası gereğince yakalamanın hangi durumlarda gerçekleşebileceği düzenlenmiştir. Bunlardan ilki, sanığın suçluluğuna dair güçlü bir işaretin yer almasıdır. Devamında, sanığın kaçması olasılığının bulunması, kanıtların ortadan kaldırılması ve değiştirilmesini önleme olasılığının olduğu ve tutuklamayı zorunlu kılan vakıaların olduğu anlamına gelir. Son olarak, kanunlarda belirtilen yakalama nedenlerinin bulunması halinde yakalama tedbiri uygulanabilir.
İki tür yakalama mevcuttur. Bu türler; adli yakalama ve idari (önleme yakalaması) yakalamadır. Gözaltı kurumu için de aynı durum geçerlidir.
C.1. Yakalama Türleri
İcra amacına göre yakalama tedbiri adli ve idari yakalama olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu iki yakalama tedbiri ise birbirinden şüpheli kişinin yöneldiği kişi bağlamında ayrılır. Ayrıca somut bir olayla ilgili şüpheli kişinin işlediği suçtan, henüz işlenmemiş suçun da ileride işlenebilecek bir tehlikenin varlığından kaynaklanması, şüphe kavramı bağlamında söz konusu tedbirler farklılık göstermektedir. Bunun yanı sıra tedbir almaya ve uygulamaya yetkili makamlardan tedbirlerin tabi olduğu prosedürlere ve tedbirlerin düzenlendiği mevzuata kadar birçok noktada farklılıklar bulunmaktadır.
a Adli Yakalama
Adli yakalama, kişinin suç işlediği yönünde oluşan şüphenin üzerine alınan koruma tedbiridir CMK’da düzenlenir. Bu durumda, suçun tamamlanması ya da teşebbüs aşamasında kalması fark etmeksizin, suçun işlendiğine yönelik bir şüphe mevcutsa söz konusu olan adli yakalamadır. Adli yakalamada kaide, yakalama emri olmadan (müzekkeresiz) yakalamadır. İzinsiz yakalama durumunda - bu kavram aynı zamanda “doğrudan yakalama” veya “fiili yakalama” terimleriyle de ifade edilir - yasadaki koşulların yerine getirildiği noktada, yakalama herkes tarafından gerçekleştirilebilirken, bazı durumlarda yalnızca kanun tarafından özel olarak yetkilendirilmiş kişiler yani kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilebilir. Burada 5271 sayılı yeni Kanun ile 1412 sayılı eski Kanundaki uygulamadan ayrılarak, gıyabi tutuklamanın kural olarak kaldırıldığını, bunun üzerine yakalama emri düzenlenilmesine ilişkin işlemlerinin gerekli olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu sebepledir ki müzekkereli yakalama istisnadır . CMK’nın 101/2 maddesi, “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.
CMK, Madde 98’de yakalama emri ve nedenleri açık bir şekilde düzenlemiştir. Yakalama emri gerek soruşturma evresinde gerek de kovuşturma aşamasında çıkabilir. Muhakeme sonrasında da yakalama emrine başvurmak mümkündür. Yakalama tedbirinde yetkili makam genel olarak savcılık ve adli kolluktur. Buradaysa yakalamanın özelliğine göre, hakim, mahkeme, savcı ya da kolluk amiri tarafından yakalama düzenlenebilmektedir. Burada kural, hakim /mahkeme tarafından yasal düzenleme ışığında verilen tutuklama emridir. Denilebilir ki burada söz konusu yetki doğrudan bir yetkidir. Bunlar dışındaki makamların yetkisiyse doğrudan olmayan, sınırlı ve kanunda tahdidi şekilde belirtilmiştir.
b- İdari Yakalama (Önleme Yakalaması)
İdari yakalamayla ilgili usul ve esaslar PVSK’nda belirtilmiştir. PVSK 1 ve 2. maddeye göre kolluk kuvvetlerinin bir tehlikenin önüne geçilmesi noktasında genel nitelikte bir görevi söz konusudur. Bu noktada idari yakalama da kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak için başvurulan bir tedbirdir. Tıpkı adli yakalamadaki gibi, yakalama yetkisi kolluk kuvvetlerine aittir. Konuya dair önemli düzenlemeler PVSK’nda yer alan madde 13 ve madde. 4/A’dır. Yakalanan kişiye yakalanma nedeni, yakınlarına haber iletme hakkına sahip olduğu tıpkı adli yakalamadan bir farkı olmadan izah edilmek zorundadır.
İdari yakalamada suç henüz oluşmamıştır. Ortada bir suç şüphesi mevcutsa bundan sonra adli yakalama söz konusu olacaktır. Yani adli yakalama türünde suçun tamamlanması ya da teşebbüs aşamasında kalmış olmasına ilişkin bir şüphe mevcutken idari yakalama türünde henüz suç işlenmemiştir. Burada şüphe, suçun gelecek bir zamanda işlenebileceği veya tehlike doğabileceğine yöneliktir.
YAKALAMANIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ USULÜ
1 Yakalamanın Şekli
Yakalama, kişinin fiziksel hareket alanının kısıtlanma durumu ile denetim ve gözetim altına alınması anlamına gelir. Yakalamanın belirli bir şekle bağlı olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Yakalamanın sonucunda kişinin hareket özgürlüğünü ortadan kaldırılmak yeterlidir. Ancak yakalanacak kişiye yakalama tedbirinin uygulanacağını önceden bildirmek gerekli değildir (müzekkereli yakalama halleri saklıdır).
2- Cumhuriyet Savcısına Bilgi Verilmesi
Yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır. (CMK md. 90/5) CMK’nın yürürlüğe girdiği ilk şeklinde, kolluk kuvvetlerince yakalanan kişi, Cumhuriyet savcısının karşısına çıkartılmaktaydı ancak 25.05.2005 tarih ve 5333 sayılı Kanun değişikliğiyle söz konusu uygulamadan vazgeçilmiştir. Bunun yerine savcının emri üzerine harekete geçilmesi kifayetli görülmüştür. Yakalanan kişi, savcının talimatıyla serbest bırakılabilir, gözaltına alınabilir ya da doğrudan Cumhuriyet savcısının karşısına çıkarılabilir.
3- Yakalamanın Zamanı ve Yeri
Yakalamanın zamanı açısından herhangi bir özellik sunmak doğru olmayacaktır. Yakalama gündüz vakitlerinde gerçekleşebileceği gibi, aynı zamanda gece saatlerinde de gerçekleşebilir. Ancak bu, yakalanma yerine göre değişiklik gösterebilir. Yakalanma yeri; konut, iş yeri veya başka bir kapalı alan ise, yakalanacak kişi burada kendi iradesiyle bulunmaktaysa, yakalama gayesiyle uygulanan tedbir artık arama özelliğini alır. Kanunun 118. maddesinde göre: “Konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz.” Ancak bu hükmün istisnası da suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan haller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalardır .
4- Yakalanan Kişi İçin Alınacak Önlemler ve Yakalanana Karşı Zor Kullanma Yetkisi
Yönetmelik, ilgili önlemlere yönelik düzenlemeleri 6. maddede şu şekilde belirtmektedir: “Yakalanan kişinin kaçmasını, kendisine ve başkalarına zarar vermesini önlemek amacıyla kaba üst araması yapılarak, silah ve bunun gibi unsurlardan arındırılması sağlanır.” (YGAİY md. 6/2) Bu durum için ayrı arama kararına gerek duyulmaz. Kanıt elde etmek için ayrı bir arama yapılamaz. Öte yandan, kişinin kaba bir üst aramasıyla bir silah taktığına dair ortada bir şüphe varsa yakalanan kişinin kıyafetlerine de bakılabilir. Eğer yakalanan kişi gözaltına alınacaksa ve intihar ya da açlık grevi gibi yollarla kendine zarar verme şüphesi mevcutsa söz konusu tehlikelerin önüne geçilmesi adına hususi olarak bir koruma sağlanır. Bu, sözleşmenin 2. maddesi ile güvence altına alınan yaşama hakkının bir gereğidir .
Zor kullanma yetkisi kapsamında kolluk görevlisi, “...görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir” (PVSK md. 16/1) Buradaki bahsi geçen yetki kanundan doğan bir yetkidir. Kolluk kuvvetlerinin kullandığı cebirdeki amaç haksız eyleme karşı bir tepkidir. Kolluk kuvvetleri bu tepkiyi görevi nedeniyle verir. Fakat kolluk kuvvetlerinin yetkilerinin sınırlı olduğu ve kolluk kuvvetlerinin zor kullanma durumlarında kolluk kuvvetlerininin denetime tabi olduğu eklenmelidir. Nitekim bu yetkinin aşamalı bir şekilde, kanuni sınırlar içinde ve orantılılık (ölçülülük) ilkelerine uygun olarak kullanılabilir.
5- Yakalama Sebebi ve Hakların Hatırlatılması
Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanuni haklarını derhal bildirir. (CMK md. 90/4, md. 147/1 ve YGAİY md. 6/4) Söz konusu nedenlerden dolayı yakalama işlemi karışıklığa neden olmayacak şekilde açık olmalıdır. Kişinin tutuklanma nedenini ve hakkındaki iddiaları öğrenmesi son derece önemlididr. Çünkü ancak bu şekilde kişi iddiaları çürütmek için savunma yapabilecektir.
6- Yakalama İşleminin Tutanağa Bağlanması
Yakalama işlemi CMK 97 md kapsamında tutanağa bağlanmıştır. Bu kayıtta yakalanan kişinin hangi suçtan dolayı, hangi şartlar altında, hangi yer ve saatte yakalandığı, kim ya da kimler tarafından yakalandığı, hangi kolluk görevlisinin kendisini tanımladığı, haklarının tam olarak açıklandığı açık bir biçimde yazılır. Tutanak tutmak; yakalamanın açık ve net hale getirilmesi ve bu işlemlerin muhakemenin açısından kanıt özelliği taşıyarak gerçekleştirilmesi oldukça önemlidir. AİHS ve iç hukuk tarafından tanınan ve kişinin hürriyet ve güvenlik haklarının güvence altına alındığı söz konusu hakların kullanılması, kayıtların tutulması durumu nedeniyle önem taşır. Aynı zamanda bu tutanaklar, Yargıtay denetimi noktasında önemlidir ve hukuka aykırılık iddiası durumunda birer ispat aracı olarak uygulanacak delillerden biridir. Yargıtay, 28.05.2018 tarihli kararında yerel mahkemenin kararını bozmuştur; ilgili tutanak ve belgeler incelenmeden suçun ve suçla ilgili mağduriyetin meydana geldiğini, eksik incelemenin hukuka aykırı olacağını belirtti ve ilgili tüm belgelerin iddiaları netleştirecek bir ispat aracı olduğunun altını çizdi.
YAKALAMANIN SONA ERMESİ
Gözaltı, tutuklanan bir kişinin, yetkili bir hakim huzuruna çıkarılıncaya veya serbest bırakılıncaya kadar yasal süre içinde sağlığına zarar vermeyecek şekilde, hakkındaki işlemleri tamamlamak üzere, kanunen verilen yetkiyle yakalama emri olmadan özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanması veya alıkonulmasını ifade eder. Yakalanan kişinin doğrudan gözaltına alınması şart değildir. Çünkü tutuklanan kişinin serbest bırakılmasına gerekçe sağlayacak durumların varlığında sözkonusu tedbire başvurulması gerekmez. Bunun dışındaki hallerdeyse gözaltı kararı soruşturma sürecinde, yazılı ya da sözlü olmak suretiyle savcı tarafından verilir. Gözaltına alınan kişi tutuklama emri çıkarılmadıkça tutuklu olarak değerlendirilmez. Hakkında hüküm henüz açıklanmadığından şüpheli kişinin hükümlü statüsünün bulunmadığını söylemek mümkündür. Sözkonusu durumda şüpheli kişinin tutukevine veya cezaevine yerleştirilemeyeceği açıktır. Fakat muhakemenin gidişatı açısından eğer kişinin, özgürlüğünün kısıtlanmasının sürdrürülmesi gerekiyorsa bu durumda kişi, hakim huzuruna çıkarılacağı zamana değin nezarethane ya da gözetim yerlerinde kolluk kuvvetlerinin kontrolüyle tutulur.
Gözaltı şartları da kanunla açıkça belirtilmiştir. Gözaltının uygulanabilmesi ilk olarak soruşturmanın gidişatı açısından bu tedbirin uygulanması zorunlu olmalıdır. Başka bir şart ise, kişinin suç işlediğine dair şüpheyi gösteren "somut delillerin" varlığıdır. Gözaltı tedbiri uygulanan kişinin veya kişilerin; insani haklarının kısıtlandığı göz önüne alındığında, hem AİHS hem Anayasa hem de CMK gereğince; konuşmama, savunan kişinin hukuki yardımından yararlanma, ifade verme, kendi lehine delillerin bir araya getirilmesini isteme, akrabalarına bu durumun bildirilmesini talep etme, gözaltı kararına itiraz gibi hakları bulunmaktadır.
Gözaltı (Adli Gözaltı) ve Muhafaza Altına Alma (İdari Gözaltı)
Usul ve esasları CMK’ya göre belirlenen bir suç şüphesiyle yetkili makamlarca verilen, yukarıda belirtilen adli gözaltı tedbirine ek olarak, amacına göre yakalamada olduğu gibi idari gözaltı şeklinde de uygulanabilir. Bu durumda tedbirlerin yönlendirildiği amaçlar doğrultusunda; adli yakalama, adli gözaltıyla; idari yakalama ise idari gözaltıyla sonuçlanacaktır. YGAİY 4. md’ye göre idari gözaltı, kanunun izin verdiği hallerde sağlığına zarar vermeyecek şekilde ve ilgili kurum ve kişilerce teslim edilene kadar gerekli ölçüde yetkili makama getirilmesi gereken kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanmasını ve alıkonulmasını tanımlar.
Yakalanıp emniyet teşkilatına teslim edilen veya doğrudan emniyet teşkilatı tarafından yaklanan kişiler hakkında Cumhuriyet savcısına derhal bilgi verilir. Cumhuriyet savcısının emrine göre işlem yapılır. Bu durumda savcılık tarafından kişi ya serbest bırakılacak ya da gözaltı kararı verilecektir. CMK 91/1’e göre bir kişi Cumhuriyet savcılığı tarafından bırakılmazsa soruşturmayı tamamlamak için gözaltına alınır. 5271 sayılı CMK döneminde gözaltı, yakalamadan farklı şekilde bir koruma tedbiridir. Ayrı bir kararla alınan farklı bir usul sürecidir.
Gözaltı bir koruma önlemi niteliği nedeniyle, özgürlüğü geçici olarak kısıtlamaktadır. Esasında gözaltına alınan kişi masumiyet karinesinden yararlanmaktadır, bu nedenle kişi suçlu değildir. Kişi hakkında da henüz bir hüküm verilmemiştir. Kişi sadece suç şüphesi taşımaktadır. Kişinin hazır bir halde olması, muhakeme noktasında gerektiğinden bu tedbir uygulanmaktadır. Gözaltı, muhakemenin gerektirdiklerinin sağlanabilmesi adına bir araçtır.
GÖZALTI ŞARTLARI
Gözaltı, kişinin temel hak ve özgürlüklerini sınırlayan bir koruma önlemidir. Bu nedenle belirli katı şartlara tabidir. CMK md. 91’in 2. fıkrasına göre gözaltı önleminin uygulanması soruşturma açısından bu tedbirin zorunlu olmasına ve suçun işlendiğine dair şüpheye işaret eden somut delillerin mevcudiyetine bağlıdır. Sözkonusu durumda, CMK’nın 90. maddede yer alan yakalama ile ilgili şartlar yalnızca yakalama koruma tedbiriyle ilgilidir. Bu şartlar altında yakalanan hiç kimse doğrudan gözaltına alınmayacaktır. Ayrıca CMK 90. Maddede ifade edilen koşullar dahilinde; yakalanan kişinin gözaltına alınıp alınmayacağı konusunda ise CMK 91/2. Md.de yer alan koşullar açısından bir değerlendirme yapılacaktır.
YAKALAMA İŞLEMİ VE GÖZALTI KARARLARININ DENETİMİ
Gözaltına alınmayı gerektiren herhangi bir sorun yoksa veya yakalama nedenleri ortadan kalkarsa, tutuklanan kişi cumhuriyet savcısının emriyle derhal kolluk kuvvetleri tarafından serbest bırakılır. Yakalamaya, gözaltına alma ya da gözaltı süresi kararlarının uzatılmasına karşı itiraz ve denetim yöntemi mümkündür. Çünkü özgürlüğü kısıtlayan bu önlemlerin hukuka aykırı olarak uygulanması halinde hak yitiminin engellenmesi ve mağduriyetlerin çözülmesi, insanın sahip olduğu haklara saygı duyan hukuk devleti ilkesinin de gereğidir. Gözaltı sürecindeki işlemlerin mümkün olabildiğince kısa bir zamanda tamamlanması gerekliliği, keyfiyete bağlı yapılan uygulamaların hukuka aykırı gerçekleşebileceği unutulmamalıdır. İtirazın sulh ceza hakimi tarafından değerlendirilmesi, gözaltına alınan kişinin hakim karşısına çıkarılma hakkının bir gereğidir. Söz konusu denetim, hakimin karşısına çıkarılan kişinin yakalanmanın muhatabı olması gereken kişi olup olmadığının değerlendirilmesi ile sınırlı olmamakla birlikte, yakalanmanın yasallığının ve müteakip işlemlerin incelenmesini de içerir.
CMK’nın 91/5. Maddesi ve YGAİY’nin 15. Maddesi gereğince denetim talep hakkına sahip kişiler;
- yakalanan kişi,
- yakalanan kişinin savunucusu ya da yasal temsilcisi,
- yakalanan kişinin, eşi ya da birinci veya ikinci derece kan akrabalarıdır.
Bu maddeler gereğince hak sahipleri sulh ceza hakimliğine müracaat edilecektir. Tutuklanan kişinin dilekçesi en süratli şekilde yetkili hakime teslim edilir. Sulh ceza mahkemesi, başvuruyu belgeler üzerinden derhal inceleyecek ve talep en geç yirmi dört saat içerisinde sonuçlandıracaktır. Tutuklama, gözaltı veya gözaltı süresinin uzatılmasının uygun olduğu sonucuna varılırsa başvuru reddedilir. Aksi takdirde tutuklanan kişinin soruşturma belgeleri ile birlikte derhal Cumhuriyet Savcılığına sunulmasına karar verilecektir.
GÖZALTININ SONA ERMESİ
Gözaltının sonlanması hakkında konuşabilmek için, tedbirin uygulanması adına gerekli şartlara sahip olan yasaya uygun olarak bir gözaltı kararının verilmesi gerektiğine şüphe yoktur. Çünkü yakalanan, önce savcının kolluk kuvvetlerince ihbarı üzerine ve ardından Cumhuriyet savcısının tahliye emri üzerine serbest bırakılabilir. Öte yandan yakalamanın sonlanmasına ilişkin şartlar belirlenmemiş ve gözaltı kararı verilmişse bazı durumlarda tedbirin uygulanması da sona erecektir. Nitekim, kanunda belirtilen azami gözaltı sürelerinin sona ermesinin ardından kişinin hakkında farklı işlem yapılmazsa kişi otomatik olarak serbest bırakılır. Yakalanan kişinin sürecinin imkan dahilinde olan en erken zaman diliminde tamamlanması önemlidir. Savcının emriyle gözaltına alınan kişi, gerekli usul işlemlerinin tamamlanmasından sonra hemen Cumhuriyet savcılığına gönderilir. Bir kişi tutukluluk süresinin bitiminden sonra savcı tarafından sulh ceza hakimliğine sevk edilmezse serbest kalır.
Son olarak, nihai hal, Cumhuriyet savcısının; gözaltı işlemi uygulama veya gözaltı tedbirini uzatma emirlerine karşı, sulh ceza hakimliğine başvurusu üzerine, gözaltı tedbirinin hakim kararıyle feshedilmesidir. Söz konusu durumda itiraz üzerine yapılan denetimin sonucunda hakim kişinin serbest bırakılması kararını alabilir. Alınan karar hemen uygulanır. Aksi takdirde hakim adli kontrol veya tutuklama kararı verir. Her iki durumda da gözaltı tedbiri hakimin kararı üzerine sona erer.
SONUÇ
Maddi ceza hukukuna konu olan davaların ispatı; olayı simgeleyen kanıtların analiz edilmesi, vicdani bir kanıya varılması ve bunun sonucunda maddi gerçeğe varılmasıyla mümkündür. Tüm bu süreç, ceza muhakemesinin sürdürülmesi yoluyla sağlanmaktadır. Olayın kanıtı; demokratik bir toplumda, toplumun yüksek çıkarlarının ve insan haklarının ve özgürlüklerinin korunması için esastır. Denilebilir ki, eylemi gerçekleştirdiğinden şüphe duyulan kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasıyla muhakemenin sağlıklı işleyişi sağlanabilir. Zıttı durumda muhakeme sürecinden umulan fayda elde edilemeyebilir ve kamu çıkarları karşılanamayabilir.
İstanbul ceza avukatı makalesinin devamında Bahsi geçen kısıtlamalar, “koruma tedbirleri” yargılama süreci üzerinde olumlu bir etkiye sahipken şüphelinin/sanığın hakları üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Çalışmanın konusunu oluşturan “Yakalama ve Gözaltı” kurumları birer koruma önlemleridir. Öyle ki toplumun yüksek çıkarının muhafaza edilmesi ve demokratik rejimin sürdürülmesine yönelik ilgili tedbirler, şüphe taşıyan kişinin AİHS 5. ve Anayasa 19. Madde tarafından düzenlenen kişinin özgürlük ve güvenlik hakkına dair belirli kısıtlamalar getirebilir. Hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı nitelikte olmaları nedeniyle yakalama ve gözaltı tedbirleri üzerine yasal düzenlemeler oldukça açık bir şekilde ele alınmalıdır. Tedbirin muhatabı kişinin teminatı olarak savunma hakkı dahilinde bazı hakları olmalı, ilgili düzenlemeler uluslararası düzenlemelere ve aynı zamanda taraf sözleşmelere paralel olarak ele alınmalıdır. Son olarak hukuki düzenlemeler herkese uygulanmalıdır. İstanbul ve Ankara Ceza Avukatı tüm bu süreçleri titizlikle takip edebilmelidir.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin korunması için çalışma kapsamında ele alınan hukuki eksiklerin giderilmesini esas kabul ediyoruz. Ancak, anayasal değerlere içeren, evrensel hukuka paralel olan yasal düzenlemeler kusursuz olsa bile bunlar sadece düzenlemelerdir. Bu hükümlerin; ayrım gözetilmeksizin herkese uygulanması sorunların çözümü noktasında tek yöntemidir. Devletin devamlılığı, eşitlik ve adalet anlayışlarının bütün topluma yayılması ve kabul görmesine bağlıdır.
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık, somut olaya özgü hukuki görüş veya belirli bir ceza dosyasına ilişkin değerlendirme niteliği taşımaz. Ceza mevzuatı, yargısal uygulamalar ve usul kuralları zaman içerisinde değişebilir. Bir soruşturmanın veya davanın süresi ve sonucu; olayın özelliklerine, delillere, usul işlemlerine ve yetkili makamların değerlendirmelerine göre değişiklik gösterebilir. Bu metin herhangi bir sonuç, ceza almama, beraat veya belirli sürede karar verilmesi taahhüdü içermez. Somut bir hukuki işlem yapılmadan önce ilgili belgelerin ve güncel mevzuatın değerlendirilmesi gerekir. Bu içeriğin okunması tek başına avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz.